İnsan Yolda Öğreniyor
9 Ekim 2017, Ovacık | Likya Yolu yürüyüşüme bir an önce başlamak için sabırsızlanıyorum. Ancak iki gün boyunca yağan yağmur nedeniyle Barış’ların evinde kapalı kalıyoruz.
Yapacak bir şey yok, birlikte vakit geçirip, akşama kadar dizi izliyoruz. Kesintisiz yağan yağmurun ardından Ölüdeniz üzerindeki bulutlar çekiliyor. Nihayet güneş yeniden Babadağ’ın tepesinde kendini gösteriyor. Sıcaklık biraz daha düşüyor ve yüzüm artık gülüyor. Bu yağmur sonrası sonbahar güneşinin bile ne kadar yakıcı olacağını yolda anlayacağım.
Aylardır hayalini kurduğum yola çıkma zamanı geliyor. Ev sahiplerime misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum, çantamı sırtlanıp, yürüyerek Hisarönü’ne iniyorum.
Hisarönü, Ölüdeniz’in üst kısmında yazlık villaların, otellerin ve pansiyonların olduğu bir mahalle. Yazın, çoğunluğunu İngilizlerin ve Rusların oluşturduğu yabancı turistlerle doluyor. İngiliz İngilizcesi ve Rusça Türkçe’den çok konuşuluyor. Kışın da nüfusu ancak birkaç yüz kişi. Tatil sezonunun sonu gelmiş, turistlerin çoğu ülkelerine dönmüş. Etrafta neredeyse sadece yerleşik yaşayan yabancılar kalmış.
Pazar alanının önünden geçiyorum. Yağmur sonrası bomboş olan alanda pazar kurulan günlerdeki eğlenceyi görmeniz lazım. Neredeyse yarısı İngilizce bilen pazarcılarıyla bölgenin en havalı pazarlarından birisi.
Önce Hisarönü postanesine gidiyorum. Fazla kıyafetlerimle birlikte, son sayfalarına geldiğim günlüğümü anneme göndermek üzere kargoya veriyorum. Yükümü olabildiğince hafifletmeye çalışıyorum. İstanbul’dan ayrılıp yola çıktığımdan beri genellikle kısa süreli yürüyüşler yapmış ve bir yerlerde konaklamıştım. Oysa şimdi günlerce dağ bayır yürüyüp, yol üzerinde kamp yapacağım. Bu yüklere ihtiyacım yok.
Sadece gerekli eşyaları taşımalıyım. Sırtımdaki 75 litre hacminde çanta boşken bile 3 kg geliyor. Haliyle dolduğunda 20 kg’a yaklaşıyor. İlk ders: Benim gibi 165 cm boyunda, 65 kg bir insan için bu yük çok fazla. Oysa ne kadar severek almıştım o çantayı. Tecrübesizlik işte.
İnsan yolda öğreniyor.
Postaneden ayrıldıktan sonra bir marketten birkaç gün yetecek kadar yiyecek alışverişi yapıyorum: Ton balıkları, konserveler, kuru gıda, çerezler, hazır çorbalar, makarnalar. Kısacası taşıyabileceğim kadar gıda. İkinci ders, tamam yemek konusunu önemsemek lazım ama fazla da abartmadan. Amazon ormanında yürümüyoruz sonuçta. Üç-beş kilometrede bir köy ya da mezra olan bir yürüyüş yolundayız. Az yer kaplayacak, yükte hafif, kaloride ağır, çabuk bozulmayacak gıdalar, çerez ya da kuru meyveler yeterli olacaktır.
Alışverişin ardından bir restorana oturuyorum ve karnımı iyice doyuruyorum. Kate Clow’un Likya Yolu kitabından ilk gün etabını son bir kez gözden geçirdim. Ovacık-Faralya arasını iyice kafama yazıyorum.
Yol anılarına başlamadan önce, bu yolculuk boyunca edindiğim tecrübelerin bir kısmını önden sizlerle paylaşabilirim. Yürümeyi planlayanlar için bunlar başlangıç itibarıyla hayli önemli noktalar.
Baştan bunları öğrenmezseniz sonra yol öğretiyor. Dedim ya insan yolda öğreniyor.
8 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
Yorum gönder