Şimdi yükleniyor
Kırlangıç Sanat Atölyesi

Kırlangıç Sanat Atölyesi

Eylül 2017 | Eylül ortasına yaklaşmamıza rağmen hava hâlâ çok sıcak. Öğlen saatlerinde bırakın çalışmayı, iş yapmadan gölgede oturmak bile çok zor. Bu saatlerde dışarıda durmak anlamsız.

Atölyenin üst katındaki dairenin arka tarafında, iki cephesi de yola bakan beyaz kireç boyalı odada kalıyorum. Odaya girince, sol köşede yerde çift kişilik bir yatak, sağ köşede sırt çantam ve kamp malzemelerim duruyor. Bir iki parça da kapının arkasına asılı. Odada başka eşya yok.

Göçebe yerleşmesi bu kadar işte.

Aslında gün içinde uyumak gibi bir alışkanlığım yok. Buna rağmen geldiğimden beri öğleden sonraları göz kapaklarım ağırlaşıyor. Ek olarak sırtım beni yatağa çekmek ister gibi sızlıyor. Bir buçuk, iki saatlik bir uykudan sonra günün ikinci yarısının tadını çıkartmaya başlıyorum.

Eskiden olsa gündüz uykusu uyuduğumda gece uyumam mümkün olmazdı. Gündüzüm gecem birbirine girer, tatlı, kısa gündüz uykusu bana ertesi günü zehir ederdi. Akşam serinliği çökene kadar uyuyorum. Ardından uyanıyorum, okuyorum, yazıyorum.

Birkaç gün önce akşam saatlerinde Peksimet’e vardığımda beni Hüseyin (Doğan) Hoca, Güven, Jale, Ece karşıladı. Hüseyin Hoca ile bir önceki sene o zamanki adıyla Vosvos Kamp’ta tanışmıştık. Hoca hayatının yarısını Almanya’da yarısını Türkiye’de geçirmiş. Şimdilerde Bodrum’da yaşayan Malatyalı bir ahşap ustası. Kampta kaldığımız zaman bize taş üzerine akrilikle resim yapmayı ve basit heykel işlerini öğretmeye başlamıştı.

O yazdan sonra, Ortakent’ten Gümüşlük’e giderken, Dereköy’den sonra gelen Peksimet Köy’de, yol üzerinde bahçe içinde iki katlı eski bir ev kiralamış. Alt katı daha önce ahır olarak kullanılan bu betonarme evi elden geçirip adam etmiş. Sonuçta bir zamanların ahırı ahşap atölyesi ve ürün sergi alanı olmuş. Yoldan bakıldığında sol tarafta kalan atölye kısmı alet edevat ve çeşitli ağaç parçaları ile dolu. Bununla birlikte sağ tarafta salonda tamamlanmış ürünleri sergiliyor. Sergi salonunun arka tarafında da kendisine küçük bir oda, mutfak, banyo ve tuvalet ile yaşam alanı yaratmış. Yukarıda, evde kalmıyor, bu küçük odada yatıp kalkıyor.

Güven (Şancı), bağımsız yaşam tarzıyla bana örnek olup yoldan çıkartanların başında geliyor. Soyadının Şancı olduğuna bakmayın, aslında davulcu. Bu hayattaki yol arkadaşlarımdan birisidir.

Jale’yi önceki yazılarımdan biliyorsunuz, başlıbaşına RenkliSen. Ece, Güven’in yeğeni, o zaman üniversitedeydi, şimdi mezun oldu çalışıyor. Büyük bir firmada bizlere çikolata yapıyor. Umarım uzun ve keyifli bir hayat yolculuğu olur. O günlerde Kırlangıç Sanat Atölyesi bize yuva oluyor. Bu ekiple birlikte Peksimet’te çok güzel günler, geceler geçiriyoruz.

Hüseyin Hoca bahçenin eve yakın kısmını temizleyip çalışma alanı haline getirmiş. Bahçede onlarca mandalina ağacı, sebze bostanı ve bir adet nazar boncuklu nar var. Yaz günü, kesme, biçme, zımpara işleri atölyede değil, bahçede mandalina ağaçlarının altında devam ediyor.

Atölyenin ve bahçenin sahibi, Peksimet Köy’ün yerlisi Mustafa Amca ve eşi Fatma Teyze çocukları ve torunlarıyla hemen üst bahçedeki evde oturuyorlar. Gün boyu, birkaç horoz, onlarca tavuk, piliç, civciv alt bahçede gezerken, üst bahçenin sürekli sakinleri de iki buzağı, bir inek ve bir attan ibaret. Ayak altında dolaşmadıkları zaman tavukları bir ağacın dalına tünemiş görmek çok mümkün ve açıkçası çok da komik görünüyorlar.

Akşamları ise kümes hayvanları ortadan çekilip ağaçlara tünediklerinde sahneye kediler çıkıyor; ya da tersi, kedilerin belirme saatinde tavuklar, piliçler birer ikişer yok oluyorlardı. Kediler, horoz ve tavuklar için pek tehlike oluşturmuyordu ama civcivler için aynısını söylemek pek mümkün değil. Onları ancak anneleri koruyor ve sağ kalanlar büyüyüp tavuk oluyor.

O günlerde defterime şöyle yazmışım: Bu köy, bu atölye, bu bahçe hep özel bir yerinde duracak hayatımın. Eski hayattan sonra yeni hayatımın ilk günlerini yaşadım burada. Önümdeki koca boşluğu ilk burada kucakladım ve ilk burası kucak açtı bana. İlk dostlarını buldum yeni hayatımın. İlk defa bir köy penceresinden yaşadım Bodrum’u.

Kırlangıç Sanat Atölyesi, iyi ki bana ev sahipliği yaptın.


3 Şubat 2026, Burak Süalp©

Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.

Yorum gönder