Kredi Diye Bir Şey Var
Yoksulluk, varsıllık ne kadar göreceli değil mi?
Bir kere daha anlıyorum ki biz şehirlerimizde çok zenginiz.
Koca koca evlerimiz, mobilyalarımız, kıyafetlerimiz, ayakkabılarımız, oyuncaklarımız, motosikletlerimiz, arabalarımız, elektronik eşyalarımız, takılarımız ve daha saymakla bitmez malımız var. Ne istersek kredi kartlarımızla satın alıyor, ödeyebilmek için de her ay maaş gününe kadar kafamızı kaldırmadan çalışıyormuz. Aslında aç yatsak da marka giyiyoruz ve işin açıkçası ben hiç aç yattığımı hatırlamıyorum. Her bir alışverişimizi sürekli karşımıza çıkartılan kampanyalar ve indirimlerle rasyonalize ediyoruz. Eşyalarımızın daha ömrü bitmeden yenilerini alıyor, o eşyalarla statüler ediniyoruz. Steril hayatımızda her gün şikayet ediyor, fiyatları sürekli artan her üründen daha da fazla alabilmek için sızlanıp, sürekli geleceğimizi satıyoruz. Bir yandan da, birgün Ege köylerinden birinde zeytinlik alma hayalleri kuruyoruz.
Ege köyündeki zeytinlik konusunda fikrim ne biliyor musunuz?
Diyelim ki alsanız bile o zeytinliği verimli bir şekilde işletme olasılığınız, o köydeki bir köylünün gelip plazanızda iş bulup çalışma olasılığından daha düşük.
Neyse, konu Ege köyü hayalleriniz değil, insanın satınca para edecek bir değer olarak gelecekteki emek ve zamanını kullanması. Kısaca krediyle yaşaması. Bu, bugün içinde yaşadığımız sistemin yarattığı bir durum. Mecburen de uymak zorunda kalıyoruz, kabul ediyorum. Fakat birçok kişinin bunu bu kadar ikna olarak, bu kadar hevesle ve savunarak yapması bana garip geliyor.
Kimi arkadaşım zaman zaman bununla yüzleşiyor. Genellikle ektre kesim zamanı. Fakat çoğunluk maddi koşullarını, ailesini, çocuklarının eğitimini öne sürerek bu durumun kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Hatta birçokları, sistemin içinde kalmalarına gerekçe olarak doğrudan çocuklarını gösteriyor:
“Senin çocuğun yok tabi, senin için kolay. Çocuğun olsun da göreyim seni böyle yaşayabiliyor musun?”

Her şeyden önce, mantıken ben, en azından sisteme muhalif olduğunu bildiğim arkadaşlarımın çocuklarını o sistemden çıkarıp kurtarmalarını beklerim. Oysa olan tam tersi. Hemen hemen hepsi, çocukları olduktan sonra daha çok çalışıyor, para kazanma gündemi hayatlarının merkezine yerleşiyor. Sonra da çocuklarını o sistem içinde daha donanımlı kılabilmek için, bütün gelirlerini ticarethaneye dönüşmüş bir takım okullara yatırıyor. Hatta güya eğitim hayatlarını belirleyecek yarışlara sokuyorlar. Bence bu da incelenmeye değer bir durum.
Peki, çocuğu olan insanların özgür bir hayat yaşaması mümkün mü? Evet efendim, yapanlar var. Tanıştırayım: Trionomads. Sevgili Burcu, Muzaffer ve Ulaş. Merak ederseniz hikayelerini Facebook hesaplarından da takip edebilirsiniz: Tek Yön Bilet. Sadece bu yazının bir paragrafında anılmayı değil, başlı başına yazı dizisi olmayı hak ediyorlar.
Benim tecrübeli olmadığım “çocukla birlikte özgürleşme” sorusunun cevabını onlara bırakıp, şu kredi karşılığı hayata dair fikrimi paylaşmak istiyorum.
Hatırlarsınız, eskiden bankalar kredi kartı değil, kumbara dağıtırdı.
Bankasına göre, çanta şeklinde, araba şeklinde, ev şeklinde. O kumbara dolunca evde değil, bankada açardık biz, çıkan parayı da hesaba yatırırdık. Mesaj belliydi:
“Paranı biriktir, sonra belki iş kurarsın, araba, hatta ev alırsın.”
Artık Kredi Diye Bir Şey Var
Belki ülkenin de sermaye birikimi yapmaya ihtiyacı olan yıllardı. Vatandaşa verilen mesaj da o yöndeydi. Fakat ekonomi hayatımıza yön verenler şu son 25-30 yılda başka bir yaklaşımı hayata geçirmeyi başardı. Kredili yaşam.
Eskiden şirketler, kurumlar gerektiğinde kredi kullanırdı. İnsanlarsa ihtiyaç duyduğunda birbirinden borç alırdı. Şimdi herkes krediyle, geleceğini satarak yaşıyor ama kimsenin kimseye borç verecek parası yok. Her ay eksideyiz. Sistemin bugünkü mesajı daha basit:
“Paran olması şart değil, bekleme yeni telefon al, ev al, araba al, kredi diye bir şey var! Bizdesin, daha çok çalışacaksın nasıl olsa.”
Kredi diye bir şey var. Özgürlüğün karşılığında.
3 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
2 comments