Şimdi yükleniyor
Volo'da Mutluluk Var

Volo’da Mutluluk Var

Bu coşkulu erkeklerin hayatlarının son günlerinde dişilerine yaptıkları aşk çağrıları kulaklarımda. Sırtüstü yatar vaziyette şortumu giyiyorum, üzerime beyaz bir tişört geçiriyorum. Ardından emekleyerek çadırdan çıkıyorum. Çadırlar, bungalovlar, güneş, sıcak ve kamp alanının ince esintisiyle buluşuyorum. Buranın bu esintisini iyi biliyorum. Esmese duramazdık burada. Sanırım iyice kendime gelip Bodrum’un, kampın iklimine alışmam birkaç günümü alacak.

Kalkıp terliklerimi ayağıma geçiriyorum, kampın ortak alanına doğru çıkıyorum. İlk önce geldiğimi fark eden, dün olduğu gibi, kampın neşeli, şımarık, kahverengi boksörü Turşu oluyor. Havlaya havlaya gelip kuyruğu havada etrafımda dolanmaya, sürtünmeye, bacaklarımı yalamaya başlıyor. Turşu kampa ilk geldiğinde buradaki ortama uyum sağlayıp sağlayamayacağı tartışma konusu olmuş. Fakat o hakkında olumsuz düşünenleri birkaç ay içinde yanıltmış, yeni doğan kedi yavrularına bile annelik yapmış. Geldiğimiz aşamada tam bir sevgi alma ve verme canlısına dönüşmüş durumda.

Volo’da mutluluk var.

Bu arada Turşu’nun peşi sıra gelip süslü fularıyla kafasını Turşu’yla arama sokmaya çalışan, ekürisi Sona oluyor. Sona, sadece Turşu’nun sevilmesine katlanamayan Golden’ımız. Özetle bir sevme-sevilme olayı olacaksa mutlaka içinde olacak. Aynı şekilde en az Turşu kadar sevilmek isteyen Sona’nın alameti farikası ağzından düşürmediği sünger topu. Topu ağzındaysa ya da önüne koymuş topunu koklaya koklaya yatıyorsa o topu alma şansınız yok. Sona’nın fuları süslü, oyuncağı kıymetli.

Ne yapsam boş. Ben daha Turşu ve Sona’nın karşılama bariyerini aşamadan teras kapısından yine rengi turuncu kahverengi arası, tüylü bir kırma çıkıp geliyor: Alesta. Henüz çok genç ve kampın yeni sakinlerinden. Kafa şeklinden ve tüylerinden genlerinde Çin Aslanı olduğu hissini uyandırıyor. Bu arada tüylü kuyruğu ise hep havada. Onunla dün kampa geldiğimde yeni tanışmıştık. Sevgi delisi olma konusunda Alesta’nın da Turşu ya da Sona’dan aşağı kalır yanı yok, orası belli.

Ses çıkarmadan ileride gölgede yatan Kurt, kampın ağır abisi. Diğerlerinin şamatası üzerine kafasını kaldırıp bana doğru birkaç saniye bakıyor, sonra çenesini tekrar patilerinin üzerine yerleştiriyor. Başka zaman olsa bu kadarını da yapmaz, sadece gözleriyle izler. Bu köpeğin yattığı yerden sadece gözleriyle izlemesi bile yeterince mutluluk veriyor.

Kurt kampın güvenlik sorumlusu, yok yok mekanın sahibi.

Buradaki diğer köpekler, kediler, horoz, tavuklar, piliçler, ördekler, hepsi onun gözetiminde, barış içinde birarada yaşıyorlar.

Volo’da mutluluk var.

Burası Bodrum’un orta yerinde, Gürece’de zeytinli araziye kurulmuş bir kamp alanı. Benim için yeri çok özel olan bu kampa ilk kez 2016 yazında gelmiştim. O zamanki adıyla Vosvos, şimdiki adıyla Volo Camping hayatımı değiştirmeye karar verdikten sonra ne yapacağımı, nasıl yaşayacağımı şekillendirdiğim yer, kilometre taşlarımdan birisi oldu. Sonuç olarak ayağım burada toprağa bastı ve doğaya dönme kararımı burada verdim.

İstanbul’daki doğa kamplarım buradan sonra başladı. 3 sene önce yola çıktığımda Kapıkırı’ndan sonra buraya geldim ve şimdi şehirdeki pandemiden kaçtım yine buradayım.

Burası ev. Buranın insanlarıyla mutlaka tanışmanızı isterim. Burada karşıma hep güzel şeyler çıktı. Hayatımın yönünü değiştirdi.

Bulmacamın eksik parçalarının bir kısmını burada buldum ben.

Güneş tepede yükseliyor, gölgeye atıyorum kendimi. Dostların arasındayım.

Karnım ötüyor, karnım kesintisiz ötüyor.

Hem kim bilir, belki bu yolculuk da yeni mucizelere gebedir.


7 Şubat 2026, Burak Süalp©

Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.

Yorum gönder