Şimdi yükleniyor

Yerdeniz Kamp

Sahilde vakit geçirdiğim üçüncü gün, Kabak’ın eskilerinden Gürol ve Yerdeniz Kamp‘ın gönüllü çalışanlarından Erhan’la tanışıyorum. Ardından kampın ortaklarından Emel, Tuncay ve Çakıl’la. Bu tanışıklık benim için yeni bir dostluk kapısı açıyor. O akşam koydaki ilk kamp ziyaretimi Yerdeniz’e yapıyorum.

Burası alan olarak Kabak’taki en büyük kamplardan birisi. Eski adı Gemile. Sonradan devralan Ankaralı yeni ekiple Yerdeniz. İlerleyen yıllarda önce misafiri, sonra çalışanı olarak burada uzun süre konaklayacağım. Sizler de Yerdeniz’in ağaç evlerinde ya da çadırlarında, kahvaltısı ve akşam yemeği dahil olarak konaklayabilirsiniz. Ertesi sene kampta çalıştığım dönemi geçiştirmek istemiyorum. Burada çok tecrübe edindim, daha sonra başka bir yazıda uzun uzun anlatırım.

Yerdeniz Kamp’ın bendeki yeri çok ayrı, değineceğim çok özelliği var. Fakat hiç uzatmadan söyleyeyim. Kampın beni kazanan özelliği insan kalitesi. Burayı kuran, işleten, bir yandan burada yaşarken bir yandan gelen misafirlere hizmet veren çalışanları. Kampı işleten ekip, Ankara’daki Eski Yeni barın sahipleri aynı zamanda. Doğa bilinci yüksek, yaşadıkları alana ve bu alandaki canlara gereken saygıyı gösteren insanlar.

Yerdeniz Kamp ismini Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz roman serisinden alıyor.

Kampın ismi bile sizlere de bir fikir veriyordur. Giderseniz kampın birçok yerinde süprizlerle karşılaşacaksınız. Bir yerde Bobby Sands’in bir sözü, kampın içinden geçen derenin üstündeki Cemal Süreya Köprüsü, barın etrafını süsleyen şahmeran ilk aklıma gelenler.

İlerleyen günlerde kampta Tuncay’la birlikte ahşap oyuyor, bir başka gün yine Tuncay ve Çağlar’la tekneyle Palamut avına çıkıyoruz. Tabii ki balık avı konusunda bu turda da makus talihimi yenemiyorum. Ama olsun, Cennet ve Korsan koylarını görmüş oluyorum. Akşamları Çağlar, Tuncay, Tina, ben hep birlikte Catan oynuyoruz. Mutfağın patronu Muzaffer Abi‘nin yemeklerini yiyoruz.

Karbon seni hiç unutmayacağım, buraya yazıyorum.

Bugünden o günlere bakarken çok üzülerek andığım tek bir can var. Kampın, iki yıl sonra talihsiz bir biçimde kaybettiğimiz köpeği Karbon. Karbon sadece kampın değil, Kabak’ın köpeği, Likya Yolu’nun rehberiydi. Karbon kedilerin üzerinde yattığı, tavukların etrafında dolaştığı, kamptaki bütün canların koruyucu abisiydi. Zaman zaman kafasına göre yürüyüşçülerin peşine takılır, yol boyu onlara eşlik ederdi. Çoğu yürüyüşçünün ormanda kaybolmasına o engel olmuştur. Hayatta tanışma fırsatı bulduğum en büyük kalpli canlardan biriydi. Arkasından Cate Klow’un bile andığı Karbon, huzur içinde yatsın.

Yerdeniz Kamp deyince mutlaka adını anmam gereken çok insan var. Yukarıda bahsettiklerim o sene tanıştıklarım sadece. O hafta bana kapılarını sonuna kadar açan ve arkadaşlıklarını sunan o ekibe çok gönül borcum var.

Tabii sizlerin Kabak’ta konaklamak için başka bir dizi seçeneğiniz var. Doğal ve tarihi zenginlikleri nedeniyle 1. ve 3. derece sit alanı olan Kabak Koyu’ndaki onlarca konaklama tesisinin hemen hemen hepsi kamping ya da pansiyon modelinde yapılmış.

Burada tatil yapmak isterseniz bildiğiniz otel konforunu bir kenara bırakmanız gerekiyor.

Yerdeniz Kamp gibi diğer kampinglerin çoğu sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil hizmet veriyorlar. Bu tesislerin bungalov tarzı ağaç evlerinde ya da çadırda konaklayabilirsiniz. Burada ayağınız betona ya da asfalta değil, toprağa basacak. O nedenle doğanın içinde tatil yapmaya hazırlıklı olmanız gerekiyor. Mevsime göre artan ve azalan oranda yılan, örümcek, akrep, arı gibi canlılardan şikayet etmeyin. Burası öncelikle onların evi, bizler misafiriz.

Bir kısmı kum, çoğu yeri çakıl taşıyla kaplı Kabak Koyu bu bölgedeki birçok sahil gibi su kaplumbağalarının (Caretta Caretta) yumurtlama alanı. Onun için şezlong kullanımı yok, şemsiye de sınırlı sayıda var ve sahilin kum olmayan kesimlerinde kullanılıyor. Bana kalırsa aslında hiç kullanılmaması lazım.

Sahilde bir iskele yok. Buradan Cennet Koyu’na ve çevredeki diğer koylara mağaralara gidiş hizmeti veren teknelere binerken ve inerken suya girmek durumundasınız. “Aman ıslanmayayım” deme gibi bir şansınız bulunmuyor.

2019 yılına kadar eski ve çok zorlu bir toprak yoldan sadece Kabak dolmuşlarıyla inebildiğiniz vadiye şimdilerde bir yol daha yapılmış durumda. Bu taş döşeli yol vadiye binek otomobillerin inebilmesine olanak sağlıyor. Açıkçası herkes, her koya, sahile kendi özel aracıyla inebilmeli mi? Kanımca hayır, buna gerek yok.

Kişisel fikrim, özellikle Kabak gibi hem doğal hem tarihi zenginliklerinin korunması gereken yerlere asfalt yapılmaması, beton dökülmemesi gerektiği yönünde. Ülkemizde bu konfora sahip yüzlerce tatil noktası bulunuyor. Kabak Koyu, Kelebekler Vadisi gibi bir dizi noktayı da tatil beldesi olarak düşünmeyip olduğu gibi korumalıyız.

Buralarda doğayla ve tarihle buluşmak isterken kendi konfor alışkanlıklarımıza uydurmak için bölgeyi bozmamalıyız. Elbette Kabak’ta da bu gibi girişimler olmuş, olmaya devam ediyor. Daha koya ilk indiğiniz anda karşınıza ikinci katına kadar beton dökülmüş ve yarım kalmış ucube yapılar çıkıyor. Bir an önce yıkılması gereken bu yapılar korkarım yasallaşmak için hâlâ bir sonraki imar affını bekliyor.


10 Şubat 2026, Burak Süalp©

Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.

Yorum gönder