Şimdi yükleniyor
Yazı: Kampingde İş Teklifi

Kampingde İş Teklifi

Karadere sahilinin arka tarafındaki ormanda ikinci güne yine ağaçların altında kuş cıvıltıları ile uyanıyorum. Sabah kahvesinin ardından sahile iniyorum ve Patara Plajı boyunca Eşen Çayı’na kadar yürüyüş yapıp geri dönüyorum. Sabah denizinin ardından kampingin dışındaki duşlarda tuzlarımdan arınıyorum. Kahvaltının ardından öğlene kadar hamakta kitap okuyorum, müzik dinliyorum. Kampa gitmek için öğlen saatlerinin gelmesini bekliyorum.

Gavurağılı yönünden gelen ilk yürüyüşçülerle birlikte ben de kampinge geçiyorum. Bu sefer gelenler 5 kişilik Ukraynalı bir grup. Sadece grup liderleri İngilizce biliyor. Doğal olarak neredeyse sadece onunla sohbet edebiliyoruz.

Gavurağılı’ndan yola çıkan yürüyüşçüler öğlen saatlerinden itibaren buraya geliyorlar. Burada mola verip dinlendikten, kimi zaman da karınlarını doyurduktan sonra yola devam ediyorlar. Telefonlarını şarj ediyor, ücretsiz çay içiyor ve tabii ki en önemlisi ücretsiz olarak internetten faydalanıyorlar.

Aydın Abi’den sürpriz: Kampingde iş teklifi

Öğleden sonra bir ara kamp sakinleşmiş biz de Aydın Abi ile oturmuş sohbet ediyoruz. Daha doğrusu, ben anlatıyorum, o dinliyor. İstanbul’dan ayrılıp buraya kadar geliş hikayem çok ilgisini çekmiş. Dinliyor, dinliyor, arada ağaçlığı neden temizlediğimi soruyor. Yaptığım şey benim için gayet normal aslında. Doğa bizim evimiz, ne kadar kirletmezsek o kadar iyi. Belli ki hoşuna gidiyor. En sonunda buradan sonra ne yapacağımı soruyor.

Likya Yolu’nu yürümeye doyamadığımı ama yorulduğumu ve zorlanmaya başladığımı söylüyorum. Eşyalarımı hafiflettikten sonra devam etmek üzere mola vermeyi, hatta belki bir İstanbul’a gidip gelmeyi düşündüğümü anlatıyorum.

Aydın Abi bir süre düşünüyor, “Burada kalmak ister misin?” diye soruyor. “Nasıl yani? Ne yapacağım ki burada?” diye soruyorum. “Topla çadırını, gel. Bungalovlar çoğu zaman boş. Birine sen geçersin. Yemek bizden, akşam iki duble içki bizden. Kalmak istersen yani.”

Böyle bir teklif beklemiyordum. Sonra “Eh, peki ben ne yapacağım ki burada?” diye soruyorum.

“İşte bu yaptığını yap. Bizde dil bilen yok. Gelen turistlerle otur, muhabbet et. Çay kahve içsinler, yemek yesinler. Kalmak isterlerse bungalovları göster.”

Önce ne diyeceğimi bilemiyorum. Patara Plajı’nın dibinde, bu cennet gibi yerde kalacağım ve işim gücüm gelen turistlerle sohbet etmek olacak. Hayatta yapmayı en sevdiğim şeyi yapmam için üste kalacak yerimi, yemeğimi ve akşamları içkimi verecekler. Daha ne isterim ki? Kampingde iş teklifi çok cazip. Elbette kabul ediyorum.

Akşamüstü çadırımı topluyorum, eşyalarımı taşıyorum. Ardından Özlen Çayı’na bakan, bir ay boyunca evim olacak bungalovlardan birine yerleşiyorum.

Hayat ne garip. 6 ay önce, dünyanın en büyük şirketlerinden birinin çalışanı olarak, bir plazanın 19. katında, ülke ortalamasının hayli üzerinde bir gelirle müşteri projeleri yönetiyordum. Şimdi Karadere’de bir kamping bungalovunda kalıp yarı zamanlı iş yapacağım. İş de ne? Turistlerle sohbet etmek. Düşündükçe gülesim geliyor.

Bungalovuma yerleştikten sonra akşam yemeği için restorana geçiyorum. Bu restoran hem kampingde konaklayan turistlere hem de civar köylerden gelen, alkol alıp kebap ya da balık yiyen köylülere hizmet veriyor. Önümüzdeki bir ay boyunca birbirinden tamamen ayrı bu iki tipolojinin, bambaşka kültürlerin burada buluşmasını gözlemlemek benim için çok ilginç olacak.


11 Şubat 2026, Burak Süalp©

Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.

Yorum gönder