Şimdi yükleniyor
Yazı: Birada Su Yok mu?

Birada Su Yok mu?

Mehmet’in çoğu zaman gayet normal olan davranışları bazen farklılaşıyor. Özellikle Alman turistler geldiğinde tamamen garipleşiyor. Almanlarla temas kurmak istemiyor, onlar geldiğinde ya mutfaktan hiç çıkmıyor ya da bungalovuna kaçıyor. Ayrıca yorulduğunda, kalabalıktan sıkıldığında hareketleri yine garipleşiyor.

Sabah deniz faslının ardından kampinge döndüğüm bir gün Mehmet’i ortalarda göremeyince mutfağa giriyorum, kahvaltımı hazırlıyorum. Ardından çayımı dolduruyorum, tezgâhın üzerinde, çay ocağının çevresinde her şeyi yerli yerinde bırakarak tepsimi alıyorum. Sonra dışarıya çardaklardan birine geçiyorum. Kahvaltımı yaparken kulaklıklarımı takarak bir gün öncenin Almanca dersini tekrar ediyorum.

Bir süre sonra Mehmet’in az ileride ellerini önünde kavuşturmuş bir şekilde beni izlediğini fark ediyorum. Hareket etmiyor, seslenmiyor fakat bir yandan da görülmek istiyor gibi. Kulaklıklarımı çıkarıyorum, selam veriyorum:

– Günaydın Mehmet.
– Günaydın Burak Bey.

– Nasılsın bu sabah?
– İyiyim, sağolun Burak Bey, siz nasılsınız?

– Gayet iyiyim Mehmet. Yürüyüşümü yaptım geldim. Kimseyi göremeyince girip kahvaltımı kendim aldım. Mutfağa girdiğim için kızmadın umarım.
– Estafurullah Burak Bey. Ama kızmak zaten ne haddime. Her şey yerli yerindeydi, sizi burada tepsiyle görene kadar mutfağa girdiğinizi anlamadım bile.

– Her şeyi olabildiğince düzgün bırakmaya çalıştım.
– Allah razı olsun Burak Bey. Herkes öyle düzenli tertipli olsa şey yapmam ben zaten ama öyle olmuyor işte.

– Haklısın Mehmet. Ama ne yapalım, insanlar çeşit çeşit.
– Öyle Burak Bey.

Mehmet’le konuşurken restoran kapısından bahçeye doğru uzanan kafaları fark ediyorum. Nitekim iki kadın bir erkek turist bahçeye bakıyor, ne yapacaklarına karar vermeye çalışıyorlar.

– Mehmet sen şu tepsiyi alır mısın? Ben de misafirleri karşılayayım.
– Ne demek Burak Bey. Tabii ki.

Tepsiyi Mehmet’e bırakıp misafirleri buyur etmek için kalkıyorum. Önce bahçeye geçip sırt çantalarını indiriyorlar sonra da kendilerini bir çardağa atıyorlar. Fransızlar. Oturup uzun uzun sohbet ediyoruz.

O gün hayli hareketli geçiyor. İrili ufaklı bir dizi grup gelip gidiyor. Misafirleri ağırlamaya ve siparişlere ancak yetişebiliyoruz.

Akşamüzeri, yorgunluğumuzun arttığı anlarda tek başına gelen Alman bir genç o günkü son misafirimiz oluyor. Kampingde yarım saat kadar kalıyor, telefonunu şarj ediyor, karnını doyuruyor, ardından yola devam ediyor. Misafirin siparişini hazırladıktan sonra ortadan kaybolan Mehmet’i sahilde bira içerken buluyorum. Daha önce de birkaç sefer kalabalıktan kaçıp bira içtiğine denk gelmiştim.

Dolaptan bir bira da ben alıyorum, izin isteyip yanına oturuyorum. Mehmet oldukça şaşırıyor. O güne kadar sadece Aydın Abi ve misafirlerin bazılarıyla rakı içerken görmüştü beni. Sonuç olarak onunla hiç içmemiştik.

– Afiyet olsun Mehmet.
– Size de Burak Bey. Siz bira içer miydiniz?

– Pek sık içmem Mehmet ama sana eşlik etmek istedim.
– Sağolun Burak Bey.

Şişelerimizi tokuşturuyoruz. Ardından biralarımızdan birer yudum alıyoruz. Yorgun olmadığı zamanlarda aslında Mehmet’le hiç sorun yaşamıyoruz. Gerildiği zamanların aynı zamanda yorulduğu, belki acıktığı ya da susuz kaldığı zamanlar olduğunu düşünüyorum.

– Sabahları kaçta kalkıyorsun sen Mehmet?
– Erken kalkıyorum Burak Bey.

– Geceleri de geç yatıyorsun.
– Öyle oluyor Burak Bey. Müşteri oldu mu 12’den önce kapatamıyorum mutfağı.

O saatte de hemen uyumazdı. Bazen çardaklardan birine geçer bir bira içer, sonrasında odasına gitmesi 1’i bulurdu.

– Gün içinde hiç dinleniyor musun peki?
– İşte böyle arada bira içmeye kaçıyorum. O sırada dinleniyorum.

– Su içiyor musun?
– Bira içiyorum.

Yandan bir bakış atıp gülüyor.

Birada Su Yok mu?

– Onu görüyorum. Fakat yetişkin bir insanın günde en az 2 litre su içmesi lazım Mehmet. Biliyor musun bunu?
– Birada su yok mu Burak Bey. Ama o sayılmıyor mu?

İster istemez gülümsüyorum. Bira şişesini Mehmet’in şişesine dokundurup bir yudum daha alıyorum. Sonra başımla sağ tarafımızdaki Özlen Çayı’nı işaret ediyorum.

– Özlen’deki balıkları alsak Mehmet…
– Alsak Burak Bey?

Önümüzde dalgaları kıyıya vuran denizi gösteriyorum.

– Şu denize bıraksak…
– Yaşamazlar ki ama ölürler Burak Bey…

– Neden?
– Nedeni var mı, tatlı suyla tuzlu su bir mi Burak Bey?

– Birayla su bir mi Mehmet?
– …

Mehmet şaşırıyor. Yan dönüp, şişe elinde hafif geri çekilerek yüzüme bakarken gülümsemesi büyüyor. Birasının kalanını kafasına dikiyor.

– Ne oldu Mehmet?
– Yemek saati geliyor Burak Bey. Aydın Abi beni aramaya başlamıştır çoktan. Mutfağa geçeyim ben.

Önden Mehmet, ardından ben kampinge giriyoruz. O mutfağa geçerken ben de yemekten önce duş alıp giyinmek için odama dönüyorum.

Doktor değilim, Mehmet’in nesi olduğunu bilmiyorum. Ne yapacağımı da bilmiyorum.

Fakat Mehmet’e yardım etmek istiyorum. O gece yatmadan önce uzun uzun bunları düşünüyorum.


12 Şubat 2026, Burak Süalp©

Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.

Yorum gönder