Kampingde Alman Misafirler
Karadere Green Park kampingindeyim ve benim keyfim gayet yerinde. Hatta şöyle söyleyeyim, daha yerinde olamaz. Mesela Likya Yolu’nu yürümek için oldukça fazla Alman turist geliyor. Lise yıllarında ikinci yabancı dil olarak Almanca eğitimi almıştım. İlerleyen zamanda bilgimi güncellemeye, pratik yapmaya çalışmıştım fakat ister istemez körelmişti.
Gün içinde bayağı boş zamanım oluyor. İlk birkaç günden sonra, yıllardır ihmal ettiğim Almanca bilgimi güncellemeye, yeniden hatırlayıp, geliştirmeye karar veriyorum. Ardından telefonuma kurduğum bir dil öğrenme uygulaması ile her gün 1-1,5 saat kadar defter elimde, kulaklıklar kulağımda ders çalışmaya başlıyorum.
Bu durum bir süre sonra Mehmet’in dikkatini çekiyor. Bir sabah deniz ve kahvaltı faslını tamamlamış, sedirlerden birine geçmiş ders çalışıyorum. Bir süre sonra Mehmet yanıma geliyor, selam veriyor.
– Burak Bey merhaba, nasılsınız?
– İyiyim Mehmet sen nasılsın?
– Sağ olun Burak Bey. Merak ettim ne yapıyorsunuz? Hem telefon elinizde hem defter, kalem…
– Almanca çalışıyorum Mehmet.
– Almanca mı? Almanca?
Diye tekrar ederek soruyor ve o esnada Mehmet’in yüzünün ne kadar değiştiğini, gerildiğini ancak fark ediyorum.
– Ne oldu Mehmet?
– Yok, yok bir şey olmadı Burak Bey.
Diyor ve fazla bir şey sormadan dönüp restorana geçiyor. Fakat Almanca çalışıyorum cevabına Mehmet’in tepkisi ilginç, bir anlam veremiyorum. Çalışmaya devam etmek üzere dersime dönüyorum. İlerleyen günlerde de fırsat buldukça çalışmaya devam ediyorum.
Kampingde Alman misafirler pratik demek
Kimi günler sabahları sahil faslının ardından kumanyamı yanıma alıyor, Özlen Çayı boyunca Pydnai kalıntılarına kadar yürüyorum. Sonra da kale kalıntılarında oturup kahvaltı yapıyorum. Yol üzerinde yürüyüşçülere denk gelirsem de onlarla birlikte kampinge dönüyorum. Böyle günlerden birisinde yürüyüşçü bir Alman çiftle karşılaşmış, onları da alıp kampinge götürüyorum. 40’lı yaşlarda, fit ve Likya Yolu’nun tamamını yürümeyi hedefleyen bir çift. Kampingde Alman misafirler benim için de dil pratiği yapmak demek.
Birlikte kahve içip sohbet ederken Mehmet’in uzaktan bizi izlediğini fark ediyorum. Kendisini misafirlerle tanıştırmak için yanıma çağırıyorum. Aslında Mehmet bu durumdan pek hoşlanmasa da yapacak bir şey bulamıyor, sıkıla sıkıla geliyor. Kendisini tanıtıyorum. Misafirlerin isimlerini söylüyorum ve kahve için teşekkür ettiklerini iletiyorum. Mehmet de dudaklarını pek aralamadan belli belirsiz teşekkür ediyor ama pek sıkkın. Önde kavuşturduğu ellerini ovalıyor, konuşurken ne bana ne de misafirlere bakıyor. Gözleri sağda solda, uzaklarda ve belli ki bu tanıştırma olayı pek hoşuna gitmemiş. Az sonra da yanımızdan ayrılıp bungalovuna doğru gidiyor.
Bir süre daha sohbet ettiğim Alman çifti uğurladıktan sonra iki bardak çay alıyorum ardından Mehmet’in yanına gidiyorum. Bungalovun önünde yanına oturuyorum. “Hayırdır Mehmet, ne oluyor böyle?”. Sıkıla sıkıla cevap veriyor: “Yok Burak Bey, bir şey yok”.
– Bak Mehmet, Almanca çalıştığımı söylüyorum, yüzün değişiyor. Sonra seni turistlerle tanıştırıyorum, garip davranıyorsun. Var sende bir şey. Söyle de yardım edeyim. Ben bir hata yapıyorsam da onu anlayayım.
– Yok Burak Bey, estağfurullah, ne hatası. O benim eşekliğim.
Diyor, dediğine de pişman olmuş gibi susuyor, önüne bakıyor.
İçindeki şeker çoktan karıştığı halde çayını karıştırmaya devam ediyor. Fakat çayı karıştıran eline baktığımı fark edince duruyor, bardağı kenara koyuyor.
– Yanlış anlamayın Burak Bey ama bu Almanlar niye gelmişler buraya? Bir şey söylediler mi size?
– Turist Mehmet bunlar. Yürüyüş yapıyorlar, yorulmuşlar, hatta kampinge de dinlenmeye gelmişler.
– Öyle mi söylediler size?
– Öyle söylediler ama zaten çok belli değil mi Mehmet?
– Fazla belli, fazla. Ama anlamıyoruz sanıyolar.
Diyerek susuyor Mehmet. Konuşurken de yüzüme bakmıyor hiç, denize doğru bakan gözleri buğulu. Ne sözlerinden ne de tavırlarından bir şey anlayabiliyorum. Bir sıkıntı olduğu belli fakat anlamak neredeyse imkansız. Bir sigara yakıyor. Mehmet’i germemeye çalışarak soruyorum.
– Neyi anlamıyoruz sanıyorlar Mehmet? Söylesene sorun ne?
– Bu Almanlar Burak Bey, hep geliyorlar. Ama her ay. Bir kahve içiyorlar, bir yemek yiyorlar kontrol edip gidiyorlar.
– Yok Mehmet, konuşurken ben sordum Türkiye’ye ilk gelişleriymiş bunların. Fakat neyi kontrol edecekler Allah aşkına?
– Siz olayları bilmiyorsunuz Burak Bey. Bilmiyorsunuz, konuşuyorsunuz öyle.
– Allah Allah Mehmet, neyi bilicem, hangi olayları? Ne oluyor?
– Siz de buraya görevli gelmediniz mi zaten? Araştırmaya. Yoksa ne işiniz var burada?
Hiçbir şey anlamıyorum. Hayatımda garip şeyler yaşamaya alıştım artık ama buradaki durumu çözemiyorum bir türlü.
– Mehmet sen şu işi bana bir anlatsana. Neymiş bu olaylar? Niye geliyormuş bu Almanlar?
Mehmet gözleri dolu dolu dönüyor:
– Geçen sene gelen Alman kızlar yok muydu Burak Bey?
– Bilmem, geçen sene Alman kızlar mı geldi buraya?
– Geldiler Burak Bey. İki kız kardeş. İki gece kaldılar burada.
– Eee?
– Ben o zaman onların büyüğünden çok hoşlandım Burak Bey.
– E, ne güzel Mehmet. Ne var bunda?
– Burada kaldıkları ikinci gece bunlar taraçalardan birinde otururken yanlarına gittim ben de. Yanlış anlamayın Burak Bey, aslında bira sipariş vermişlerdi onları götürdüm.
– Geçen sene servisi sen mi yapıyordun Mehmet?
– Yok Burak Bey. İsmail yapıyordu yine. Ama Alman kızlar olunca ben götürdüm.
– Ee Mehmet sonra?
– Sonrası işte biralarını verdikten sonra açıldım benim kıza. Çok güzelsin dedim.
– Sen Almanca biliyor musun Mehmet? Nasıl dedin bunu?
– Türkçe dedim Burak Bey. Söyleyişimden anlar diye düşündüm.
– Ee kız anladı mı peki senin ne dediğini Mehmet?
– Birbirlerine güldüler, anlamadım ki anladı mı? Ama anlamış olması lazım, değil mi? Yoksa neden gülsün bana elin Alman kızı, öyle değil mi Burak Bey?
– Vallahi Mehmet ne diyeyim bilemedim. Belki de anlamıştır. Sonra ne oldu? Kötü bir şey olmadı ya?
Kampingde Alman misafirler Mehmet için bir travma. Bir yandan dertleşir, bir yandan da kendini aklar gibi anlatıyor.
– Yok Burak Bey. Ekmek çarpsın. Kötü bir şey olmadı. Ama Alman kız da hiçbir şey demedi bana. Ertesi günü gittiler. Kapıya kadar çantasını taşıdım. Giderken de bir şey demedi. Ama insan bir cevap vermez mi Burak Bey?
– Ne diyeyim bilmiyorum ki Mehmet. Türkçe bilmeyen kız nasıl cevap verecekti sana?
– Vücut dili var ya Burak Bey. Anladım ben onun hoşuna gittiğini. Ama hiçbir şey demedi.
– Haklısın Mehmet belki kızın hoşuna gitmiştir ama ertesi gün gitmişler, öyle değil mi?
– Gittiler Burak Bey.
– Tekrar geldiler mi?
– Yok Burak Bey gelmediler. Ama bir ay sonra annesiyle babası geldi.
– Kimin? Kızların mı?
– Evet Burak Bey. Aynı böyle, yürüyüş yapıyoruz ayağına geldiler.
– Eee, ne oldu peki? Gelenlerin kızların anne babası olduğunu nereden anladın sen Mehmet?
– Gözleri-mözleri hep aynıydı Burak Bey. Bir de hep bana baktılar. Beni görmeye geldiler.
– Emin misin Mehmet? İnsan insana benzer. Hele kimi milletler kendi içinde birbirine benzer. Yanılmış olmayasın.
– Yok Burak Bey. Ayrıca öyle olsa her ay gelirler mi?
– Her ay mı gelmeye başladılar?
Mehmet heyecanlanmıştı, kim bilir belki de kendisini dinleyen birisi çıktığı için.
– Her ay.
– Alman anne baba geçen seneden beri her ay buraya mı geldi yani?
– Yok Burak Bey, anne baba değil. Onların tuttuğu başka Almanlar. Fakat her ay kontrole geldiler.
– Bu kontrole gelen Almanlar ne yapıyor Mehmet? Bir anlatır mısın bana?
– İşte böyle Burak Bey. Geliyorlar, çay-çorba içer gibi yapıyorlar, beni kontrol edip gidiyorlar. Burada mıyım, kızlarının peşinde miyim, akıllı uslu duruyor muyum, ne yapıyorum diye…
– Hımm. Ne diyeyim bilemedim Mehmet. Bir düşünelim istersen. Belki de dediğin gibi değildir durum ya da bir çözüm buluruz.
– Nerden bulucaz o çözümü Burak Bey?
– Valla bilmiyorum. Dur ben biraz düşüneyim. Ama şimdi restorana geçelim. Akşam yemeği saati yaklaşıyor. Biz burada lâk lâk yaparsak millet ne yiyecek? Hadi gel…
Diyorum ve ne yapacağımı düşüne düşüne Mehmet’le birlikte restorana doğru yürüyorum. Kampingde Alman misafirler konusunu nasıl çözeceğimizi bilmiyorum. Kafam allak bullak. Belli ki Mehmet’in ciddi sorunları var fakat en azından anlaşabiliyoruz artık.
12 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
Yorum gönder