Şimdi yükleniyor
Peksimet Mahallesi

Peksimet Mahallesi

Eylül 2017 | Atölyede kaldığım haftalarda aynı zamanda kurumsal hayattan sonraki ilk iş deneyimimi yaşıyorum. Ahşap atölyesinde çıraklık. Hem ev hem iş adresim Kırlangıç Sanat Atölyesi, Peksimet Mahallesi.

Hoca’ya kalsa beni oturduğum yerden kaldırmayacak. Ama ben buraya yatmaya gelmedim. İlk günler elimden gelen yardımı yapmaya, verebileceğim desteği vermeye çalışıyorum. İlk birkaç gün bulaşıkları yıkıyor, toz alıyor, temizlik yapıyor, bahçe süpürüyorum. Sonra ahşabın ucundan tutmaya, aletleri, makineleri tanıyorum. Gelen müşterilerle ilgileniyorum, satış yapıyorum. İş hayatında aldığım kurumsal satış eğitimleri burada da işe yarıyormuş, onu anlıyorum.

Öncelikle ahşap işi engin bir deniz. Kestane, meşe, zeytin, çam, tik, gürgen… Herbirinin özellikleri ayrı, işçilikleri ayrı, kullanım alanları ayrı. Örneğin kestane, meşe, gürgen ağaçlarının odunu sert, işlemesi görece zor, çok dayanıklılar. Merdiven, kapı, pencere ve mobilya yapıldığı gibi dayanıklılıkları nedeniyle gemi yapımında da kullanılıyorlar. Çam ağacı bol bulunuyor, reçinesi de bol, kullanmadan önce iyi terbiye etmek gerekiyor. Afrika kökenli tik, en dayanıklı ağaçlardan; suyu adeta itermiş, ağaçlar arasında elmas gibiymiş. Bu ağaçların her birinin işlenmeden önce kurutma süreleri, korunma koşulları, kokuları hep ayrı ayrı.

Çıraklık işlerinden arta kalan zamanlarda matkap, testere, zımpara makinesi elimden düşmüyor. Kesmek, zımparalamak, şekil vermek, ham ahşabı kullanılacak bir eşyaya çevirmek insanı çok mutlu ediyor. Ayrıca çok dikkat etmek gerekiyor. Küçük yaşlardan beri elektrikli aletlere, makinelere elim yatkın olmasına rağmen atölyede bir kere ciddi kaza atlatıyorum.

Burası plaza gibi değil, elektrikli aletle çalışıyorsan iş güvenliğine dikkat edeceksin. Ustanın dediklerini yapacaksın, yaptıklarının hepsini yapmayacaksın.

Yolculuğumun ilk haftaları oldukça keyifli geçiyor. Ahşap işi gayet güzel. Hem el becerisi, emek, hem de dikkat istiyor. Ay sonunda alacağın maaş için bir ayını ofiste ya da müşteride geçirmek değil. Fiziksel emek karşılığı, kullanım alanı ve faydası olan eşyalar üretmek farklı bir mutluluk veriyor.

Peksimet Mahallesi

2012 yılından beri resmi statüsü mahalle olan Peksimet, Ortakent’ten Gümüşlük’e giderken yol üzerinde küçük bir köy. İçme suyu, elektriği, telefonu var, kanalizasyonu yok. Peksimet halkı biraz tarım, biraz hayvancılıkla geçiniyor. Köyün bakkalının yanında elbirliğiyle yapılmış bir çocuk kütüphanesi var.

Köylerin statüsünün mahalleye çevrilmesindeki niyeti algılıyorsunuz değil mi? Köy doğada olur, mahalle şehirde. Buralar bugüne kadar doğa içinde köy olmuş olabilir, bundan sonra şehir içinde mahalle olacaklar.

Bu arada, kısa sürede hem Hoca’nın arkadaş çevresiyle, hem de Peksimet köylüleriyle kaynaşıyorum. Dışarıdan gelen bir insan olarak o ilişkiler ağına kabul edilmeniz size karşı ilk güveni gösteriyor. Misafirliğin bir adım ötesi ve çok kıymetli.

Birkaç gün içinde insanların dışarıdan, büyükşehirden gelmiş bir kişi olarak beni merak ettiklerini farkediyorum. Komşularından, arkadaşlarından daha önce tanımak ve daha yakın arkadaş olmak, kendi yanlarına çekmek istiyorlar.

Çocukluğumuzun Ankara’sında Almancı ailelerin çocukları da böyle kıymetli arkadaşlardı. Sanki dış dünyadan gelmişlerdi. Bizde olmayan birçok şey onlarda vardı. O çocuklarla kim daha yakın arkadaş olursa diğerlerine göre statüsü yükseliyordu.

Ortama yeni katılan birisi olarak insan ilişkilerinde dikkatli, temkinli, ölçülü olmak gerekiyor.

Kalabalık şehir hayatında insan ilişkilerinde eliniz daha rahat. İstediğiniz tasarrufta bulunabilirsiniz. İstediğiniz kadar arkadaş, kanka, dost edinebilirsiniz. Sorun yaşadığınız insanları hayatınızdan çıkartabilir, yeni insanlarla ilişkiye geçebilirsiniz. Üye olacağınız bir kulüple, katılacağınız yeni bir toplulukla onlarca, yüzlerce yeni insana ulaşma şansınız her zaman vardır. Mahallenize yeni bir komşu taşınabilir, işyerinize yeni iş arkadaşları gelebilir. Gittiğiniz kafelerde, barlarda rastlantısal olarak yeni ilişkiler kurma olasılığınız bile hayli yüksektir. Kimseye mecbur ya da mahkum değilsiniz. Ne kadar çok insanla ilişki kuracağınız tamamen sizin isteğinize ve iletişim yeteneğinize kalmış.

Buranın da adı Peksimet Mahallesi ama aslında bir köy. Ve köy yerinde bu böyle değil. Tabii ki ben de ilk kez köyde kalmıyorum. Ama daha öncekiler hep tatil, misafirlik amaçlıydı. Bu açıdan pek de düşünmemiştim. Şimdi geldim ve bir süre burada, içindeyim. Düşünsenize, temelde 4-5 aileye mensup birkaç yüz kişi bütün ömürlerini bir arada geçiriyor. İlişkiler çok uzun ömürlü ve olumlu ya da olumsuz çok anı, çok yük taşıyor.

Misafirliğin bir adım ötesinde kalıcı olarak kabul gördükten sonra ilişkileri iyi gözlemlemek, kişileri ya da olayları şehirli değer yargıları ile gördüğünüz gibi değerlendirmemek, ilişkilerde işinizi kolaylaştırıyor.

Peksimet Mahallesi öğretiyor

Aslında burada hiçbir ilişki rastlantısal değil. Herkesin mutlaka bir geçmişi ve çok büyük olasılıkla ortak geleceği var.

Köyde duyduğun her şeye inanmayacağın gibi, duymadığın çok şey olduğunu hep akılda tutmak gerekiyor. Ortalama köy insanı şehir insanından daha az eğitimli, daha yavaş ama zamanını, emeğini, kısaca aklını daha iyi kullanıyor.

Peksimet Köy’de içine girdiğim, gözlemlediğim, yaşadığım ilişkiler, ileride, yola devam ederken çok işime yaradı.

Her zaman olduğu gibi, daha öğrenecek çok şey var.


3 Şubat 2026, Burak Süalp©

Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.

Yorum gönder