Her Şey Gezi’yle Başladı
Geçirdiğim dönüşüm 2013 yılında Gezi Parkı Eylemleri ile başladı.
Koca şehrin orta yerindeki son park ve o parktaki ağaçlar için verdiğimiz mücadele çok şeyi değiştirdi. Mesele hiçbir zaman sadece 3-5 ağaç değildi. Fakat son kalan ağaçlara can havliyle sarılmaktı, taraf olmaktı, korka korka bir araya gelmekti, cesaretti, boyun eğmemekti. O park için verdiğimiz mücadele kendimize gelmemizi sağlamıştı.
Bizler Gezi Parkı’nda toplumsal korkuyu yendik.
En azından ben, kendim. Bir yerden sonra mesele milyonlarca insan hep birlikte umutla mücadele ederken, diğer yandan kendi içimde sormaya başladığım sorulardı. Mutsuz ola ola içinde yaşadığımız bu sistemi nasıl yenecektik? Yenebilecek miydik? Mümkün mü öyle bir şey?



Ben kimdim, ne yapıyordum, nasıl yaşıyordum, nasıl yaşamak istiyordum, neler yapmıştım şu hayatta ve daha neler yapmak istiyordum?
Her Şey Gezi’yle Başladı
Özetle, Gezi Parkı Eylemleri günlerinde 40 yaşındaydım. İstanbul’un bir dizi semtinin ardından Moda ve Acıbadem’de yıllarca oturduktan sonra Cihangir’e taşınmıştım. Yıllardır güzel semtlerde, herkesin birlikte yaşamak isteyeceği, kimileri ünlü insanlarla yaşıyordum. 13 senedir IBM için çalışıyordum. Hiç de şikayetçi değildim. Tabii ki benim de hemen hemen herkes gibi daha fazlasını istediğim şeyler vardı, maaş gibi, sosyal haklar gibi. Bununla birlikte mutluydum. Mühendislik eğitimi görmüştüm ve mesleğimle alakalı olarak çalışabileceğim en iyi firmalardan birinde çalışıyordum. Teknik uzmanlık, müşteri temsilciliği yapmış; pazarlama, eğitim, teknik hizmetler yöneticilikleri gibi pozisyonlarda çalışmıştım.
İş hayatında yorulduğum, bunaldığım, sadece ders aldığım dönemler de olmuştu, ödül aldıklarım da. Ülkenin en iyi eğitimli, her biri kendi alanında uzman olan, çok değerli insanlarıyla birlikte çalıştım, arkadaş oldum. Kendi imkanlarımla seyahat edebileceğimden daha fazla ülkeye seyahat ettim, tanışabileceğimden fazla sayıda yabancı insanla, kültürle tanıştım. Uluslararası görevler ve sorumluluklar aldım. Çalıştığım şirketin, üstlendiğim görevlerin bana kattığı çok şey oldu. Ayrıca yıllar içinde daha iyi konumlara gelip daha fazla kazanma şansına da ulaşmıştım. İş arkadaşlarıma, bana yol gösteren ve destek olan yöneticilerime çok teşekkür ediyorum.



Aklı başında bir insanın yapacağı iş, o güzel plaza ortamındaki iş hayatına ve kariyerine devam etmek, o güzel semtte oturmanın tadını uzun yıllar çıkartmak olurdu.
Oysa ben doymuştum. Ciddi hiçbir şikayetim yoktu ama evet, doymuştum.
Bence doyunca sofradan kalkmayı bilmek gerekiyor.
Hayatta her alanda obezite, doyunca sofradan kalkmayı bilmemekle olmuyor mu?
Oysa ben bedenen, zihnen, ruhen obez değil, fit ve sağlıklı olmak istiyordum. Başka hayatlar yaşamak, bir tane hayata daha fazla şey sığdırmak istiyordum. Mühendislik iyi hoş ama başka işler yapmak istiyordum. Eski alışkanlıklarımı değiştirmek, yeni alışkanlıklar edinmek istiyordum. Konforlu salonumda macera dizileri izlemek değil, yolda maceralar yaşamak istiyordum.
Kabul ediyorum, gerçek hayatta yaşayacağımız maceralar beraberinde risklerle geliyor. Evin salonu ise konforlu olduğu kadar da güvenli. Tercih meselesi.
Bir yandan Mandıra Filozofu‘na hak verip, ertesi sabah İstanbul trafiğinde şirket aracıyla plazaya işe gitmek içime sinmiyordu.



Hem Momo‘yu okuyup, harika bulup hem de puslu şehir hayatına devam etmek zor geliyordu. Sapiens okuyup Harari’den, onun hayatı algılama ve yorumlama biçiminden etkilenirken eski hayatıma sığmıyordum. Dedim ya her şey Gezi’yle başladı ve ben değişmek istiyordum.
Hiç kolay olmadı.
Bir kere alışkın olduğum yaşam biçimimden vazgeçmeliydim. Yıllardır yarattığım o güvenli alandan çıkmalıydım. Cesur olmam gerekiyordu. Bense korkuyordum.
Çok değişmem gerekiyordu.
Becerebildiğim kadar değiştim, o da zaman aldı.
31 Mayıs 2017 geldi, istifa mektubunu ellerim titreye titreye imzaladım. Çok sevdiğim kol düğmelerimi arkadaşlarıma hediye ettim, Momo’yu kafeteryadaki kitap köşesine bıraktım, veda notumu paylaştım.
Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikardı.

1 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
Yorum gönder