Cihangir Son Liman
Haziran 2017 | Yol hazırlıklarımı yaparken aklımda onlarca fikir vardı. Pek çok arkadaşım gibi ben de Küba’yı, Meksika’yı, Latin Amerika’yı merak ediyordum. Avrupa’da bir çok ülkeyi görmüştüm ama Hindistan’ın doğusuna daha hiç geçmemiştim. Doğu Asya nasıldı acaba? Afrika başlı başına bir derya deniz.
Arkeolojiyi, antropolojiyi, tarihi çok seviyorum. Hâlâ da öyle. Merak ettiğim, gezip görmek istediğim bir dizi antik şehir, eski uygarlık kalıntıları, arkeolojik çalışma alanları var. Mesela insanlığın ilk ortaya çıktığını düşündüğümüz Afrika’ya mutlaka gitmeliyim.
Daha Göbeklitepe’yi bile görmemiştim ve çok merak ediyordum. Laf aramızda, hâlâ da göremedim, yapılacaklar listemde duruyor.
Gezi Parkı’ndaki ağaçlar bilmeden hayatımın dönüşümünü yaşamama sebep olmuşlardı. Gezi günlerinde tanıştığım, Taksim’e birlikte çıktığımız ve hayatımın bir dönemini beraber geçirdiğim yol arkadaşım, bu dönüşüm konusunda bana örnek oldu, cesaret verdi. İyi ki yollarımız kesişmiş.
Ben aslında eski hayatıma doyduğumu biliyordum. Ama yeni hayatımı nasıl kuracağımı bilmiyordum. Yol arkadaşım, o zamana kadar “Avrupacı” olan, yurtdışı diyince her fırsatta Avrupa’ya kaçan Burak’ı tuttu 180 derece döndürdü, Hindistan’a götürdü. Yolu, yolculuğu birlikte planladık. Yaz aylarını Türkiye’de geçirmeyi, ekimde de Amerika’ya gitmeyi düşündük. Tek yön gidiş, New York, San Fransisco, Küba, Orta ve Güney Amerika. Ne kadar sürerse…
Oysa hayat planladığımız gibi akmadı. Yola çıkma zamanımız geldiğinde onun tercihleri değişti, İstanbul’da kalmaya, kök salmaya karar verdi. Ah o “kök salmak” yok mu. Neyse. Herkesin tercihine saygı duymalı, ben de öyle yaptım. Lâkin benim de artık sırtımda görünmeyen kanatlarım çıkmış, bırakın kök salmayı tutmasalar uçacaktım.
Dünyanın kıyısında tek başıma kalmıştım. Ama sırtımda görünmeyen kanatlar, zihnen uçmaya çoktan hazırdım bile.
Böyle diyorum ama çok cesur olduğumu filan düşünmeyin. İş yerimdeki son gün, İnsan Kaynakları Bölümü’nde işten ayrılma evraklarını zor imzaladım. Elim ayağım titredi.
İyi de bu neydi yani şimdi?
Neden böyle titriyordum?
Bir karar vermiş ve uygulamaya başlamıştım ama kararı uygularken her aşamada yeniden korkuya kapılmak da ne oluyordu?
Cihangir Son Liman
Anladım ki korku mücadele etmesi çok zor bir duyguymuş. Gezi’de bir araya gelince belki bir süreliğine yenebiliyormuşuz ama yalnız kalınca o iş öyle olmuyormuş. “Korkuyu şöyle yendim böyle yendim” sözleri laftan ibaretmiş. Korktuğumuz için her aşamada paniğe kapılıp yanlış yönlere sapabilir, dönüp eskiye sarılabilir, bu kararlara da çok haklı gerekçeler bulup kendimizi avutabilirmişiz.
Çok günahını da almamak lazım. Korku, evrimsel süreçte hayatta kalmamızı sağlayan en önemli duygu.
İtiraf edeyim, ben korkuyu falan yenmedim.
Daha ziyade şöyle oldu: Korktuğum anlarda yavaşladım, durdum, dinlendim, güç topladım ve sonra bir adım daha attım. Sonra bir adım daha. Attığım her adımın da tadını çıkartmaya çalıştım. Hatta çoğu zaman ürkütmeden yavaşça korkunun yanından geçtim.
İşten ayrılmamı takip eden günlerde eşyalarımın bazılarını sattım, bazılarını dağıttım. Özel olanları, kimi kitaplarımı, az sayıdaki kışlık kıyafetimi paketleyip anneme taşıdım. Evimi temel mobilyalarla kiraya verilebilir hale getirdim.
Üç cümleyle anlattığım bu süreç hiç kolay olmadı biliyor musunuz? Hiçbir zaman eşya düşkünü olmadım ama her bir eşyam ile farklı bağlar kurmuşum galiba. Öyle olduğunu zannetmiyordum halbuki. Bir su ısıtıcının, basit bir sehpanın, eski bir kilimin hayatımdaki yeri ne kadar önemli olabilirdi? Her bir eşyamı bir öncekinden daha zor verdim. Eşyalar azaldıkça azalıyordum sanki. Saçmalığa bak.
Son kalan ikili koltuğu kimse almadı, eskici bile para vermedi ama günlerce kaldırıp atamadım. O koltuğun hiçbir değeri, anısı, ona bağlanmama sebep olacak bir yanı yoktu ama evrende sanki bir o bir de ben kalmıştık. Cihangir son liman dedim ya, öyle oldu resmen.
Sanırım bize ait bir yaşam alanımızın, eşyalarımızın olması, dostlarımızın olması gibi iyi ve güvende hissettiriyor. Ne garip değil mi? Internetten sipariş ettiğin ayaklı lamba ev hayatındaki yol arkadaşın oluyor. Nasıl bir sistemin içine düşmüşüz, ne eşyaymış arkadaş…
Belki de eşyanın varlığı ve sürekliliği bize güç verirken ölümlü olduğumuzu da unutturuyor. Onlar olduğu sürece biz de varız işte.
Nihayet bütün eşyalar düştü gözümden. Devrim sanki göz kırptı.
Cihangir devrimden önceki son limandı.
1 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
Yorum gönder