Şimdi yükleniyor

Unuttuğumuz Yerler

Haziran 2017 | Yolculuğun sonlarına doğru dönüş yoluna yöneldik, Korkuteli Yaylası üzerinden Burdur’a vardık. Yolculuk boyunca Sumi’yle birlikte gittiğimiz her yeri daha önce görmüştüm. Ama hayatımda ilk kez misafir olduğum Burdur’un sadeliği, güzelliği beni çok etkiliyor.

Burdur birçok açıdan 80’lerde takılıp kalmış gibi. Büyüme hastalığı oraya da bulaşmış ama sanki şehri hasta edecek düzeye erişmemiş.

Sumi_Colligan_2-e1770029109678 Unuttuğumuz Yerler

O gece konaklamak üzere önceden rezervasyon yaptığımız oteli buluyoruz. Ama otel içimize hiç sinmiyor. İsmini şimdi hatırlamıyorum, kimliksiz bir büyükşehir oteli gibi. Biz de çıkıyoruz, konaklayacak başka bir yer arayışına giriyoruz. Şehrin içinde arabayla turlarken kalacak yer sormak için kaldırımda duran bir polis memuruna yanaşıyoruz. Memurun kolunun altındaki kitabı gördüğümde şaşırıyorum:

Orhan Pamuk,
Benim Adım Kırmızı.

Takdir edersiniz ki Nobel ödüllü olmasına rağmen kimi yaklaşımları, açıklamaları nedeniyle geniş bir kesimin bir türlü içine sindiremediği ödüllü bir yazarımızın kitabını bir polis memurunun kolunun altında görmek, şaşırılacak bir durum. Kısa bir sohbetten sonra memurun tarifi üzerine şehrin biraz dışında, Burdur Gölü’nün kıyısındaki Serenler Otel’i bulmak üzere ayrılıyoruz. Elbette okur bir polis memuruna teşekkürlerimizi ihmal etmeden.

Oteli buluyoruz. Tamam, özenilmiş bir butik otel tadı yok ama sade, temiz, kuş cenneti göl manzaralı bir konaklama tesisi. Burdur Gölü’ne karşı, kuş cıvıltılarıyla uyuyup kuş cıvıltılarıyla uyanacağız. Daha ne isteyebiliriz ki, hemen yerleşiyoruz.

Unuttuğumuz Yerler, Burdur

Bu yazıyı yazdığım gün gazetelerde Burdur Gölü’nün kurumaya başladığına dikkat çeken bir haber okudum. Çok üzüldüm. Göle dökülen ırmaklardaki su azaldığı için göl gitgide kuruyor. Hem yerel hem de göçmen kuşların yaşam alanı daralıyor. Dünya değişir, hep değişmiş. Elbette bu coğrafya da dünya tarihi boyunca bir dizi değişim yaşamıştır ama biz insanlar hızla çoğalırken yarattığımız değişim, doğanın dengesini korkunç düzeyde bozuyor. Umarım çok geç olmadan bu konudaki farkındalığımız artar, içerisinde yaşadığımız ve varolma sebebimiz olan doğaya yaklaşımımız değişir.

Akşam yemeğinde otelin yöneticisi ile tanışıyoruz. Modern, şık, kibar bir kadın. İsmini maalesef hatırlamıyorum. Uzun uzun sohbet ediyoruz. Sohbetin akışında, bir ara oteli bulmamızı sağlayan polis memurunu da anlatıyorum. Burdur’a hayranlığımı ifade ediyorum. Şehir adına cevabı çok hoşumuza gidiyor:

“Biz şehrimizi çok seviyoruz. Bizi burada unuttular. Siz de kimseye söylemeyin, biz burada çok mutluyuz.”

O gece o mütevazi otelin temiz, sabun kokulu yatağına yattığımda uykuya dalmadan önce bunu uzun uzun düşünüyorum.

Umarım unuttuğumuz çok yer vardır.


1 Şubat 2026, Burak Süalp©

Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.

Yorum gönder