Datça Huzur Dolu
25 Eylül 2017 | Bodrum’dan kalkan feribotla Datça’ya varıyoruz. Merkez’de, daha sonra bir çok müzik dinletisi izleyeceğimiz Cumhuriyet Meydanı var.
Ardından sağ tarafta limanın diğer tarafına devam ediyoruz. Burada Taşlık Plajı ve sahilin arkasında bir gölet yer alıyor. İnsan boyunu geçmemesine rağmen göletin renginden dolayı dibi görünmüyor. Muhtemelen suyun alt kısmı sıcak, üst kısmı soğuk. Üzerinde dizi dizi ördek grupları yüzüyor.
Çantalar sırtımızda, yürüyerek Taşlık Plajını geçiyoruz. Koyun ileri ucuna, eski Ilıca Kamping’in önüne çadırımızı kuruyoruz. Kamping kapalı, etrafı tel örgü çevrili. Çadırımızı kurduktan sonra ilk işimiz denize girmek oluyor. Sonra da günlerce gezmek.
Geceleri biralarımızı sahilde, yıldızların altında içiyoruz. Sonra sabahları çadırda Akdeniz’e karşı uyanıyoruz. Öğünlerimizin bir kısmını market alışverişi ile çadır başında yapıyoruz. Her sabah marketten aldığımız kahvaltılıkları sahilde yiyor, çayımızı, kahvemizi kamp ocağında demliyoruz. Yemeklerimizi geceleri bize bekçilik yapan sokak köpekleri ile paylaşıyoruz. Günler boyunca Taşlık Plajı’nın arka tarafında parkın tuvaletlerini ve plajdaki duşları kullanıyoruz.
Konfor aramak yerine etrafta var olan imkanları kullandığımız, anı yaşadığımız günler.
Hem tatilci hem yerel çok insanla tanışıyoruz, sohbet ediyoruz. Datça insanı da, buranın misafirleri de Ege ve Akdeniz’deki diğer tatil noktalarından hâlâ oldukça farklı. Aynı şekilde belde aşırı ticarileşmemiş, insanları naif ve kibar.
Datça huzur dolu.
İlerleyen günlerde Datça merkezden yarım saatlik yürüyüşle Kargı Koyu’nu keşfediyoruz. Eşsiz güzellikteki koyun etrafı rüzgarı kesen ağaçlarla kaplı. Nitekim burası da çadır atmaya uygun. Deniz dalgasız, sakin. Bir dahaki sefer kamp için burayı da düşünebiliriz.
Kargı Koyu’nun sonundan tepeye doğru bir keçi yolu tırmanıyor. Kimi zaman kayalıklardan, kimi zaman çam ormanın içinden geçerek Akvaryum Koyu’na geliyoruz. Bu küçük koyun keçi yolu dışında ulaşımı yok. Bu yolla da ulaşım o kadar kolay değil. Mesela spor ayakkabı şart. Ek olarak kendinizi güneşten koruyacak şapka ve gözlük işinize yarayabilir. Bir de koya gelen sessiz sakin tekneler var. Koyun huzurlu hali onlara da yansıyor.
Bir hafta boyunca otostopla yarımadayı geziyor, bol bol yürüyüş yapıyoruz. Akşamları Cumhuriyet Meydanı’nda sokak müzisyenlerini dinliyor, halay çekiyoruz. Bu arada şansımıza Datça Belediyesi’nin amfi tiyatroda organize ettiği konseri izliyoruz.
Balıkçıların kralı gibi verdiğim poza bakmayın. Günlerce sarfettiğim bütün çabaya rağmen tutabildiğim tek balığı gün boyu yanımızdan ayrılmayan kediye veriyorum. Pek de becerikli bir balıkçı olmadığım aşikar.
Datça’ya doyamasak da bir hafta sonunda ayrılık günü geliyor. Pak beni Marmaris’e uğurlayıp, Bodrum’a işinin başına dönüyor. İleride tekrar görüşürüz, kim bilir?
Dedim ya, Datça huzur dolu. Umarım hep öyle kalır.
Bir sonraki durak Marmaris, kuzen Aydan beni bekler.
7 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
Yorum gönder