Yürürken Manzara Seyretmek mi? Sakın ha!
14 Ekim 2017, Kabak Koyu. Bir gece kamp yapıp dinleneyim dediğim Kabak, bende bağımlılık yaptı ve sanırım biraz daha kalırsam buradan ayrılamayacağım. Beşinci sabah, artık sahile inersem ya da Yerdeniz’e gidersem yine yola çıkamayacağımı biliyorum. En azından konserveleri, makarnaları, çerezleri bitirmiştim. Dolayısıyla kahvaltının ardından çadırımı ve artık oldukça hafiflettiğim çantamı topluyorum.
Beni beş gündür misafir eden küçük bahçeyi son kez süpürüyorum. Gün boyu gölge veren, hamağıma destek olan ağaçlarla ve bir kez olsun bana dokunmayan arılarla vedalaşıyorum. Arkamda çöp bırakmadan 3. etabı yürümek üzere Alınca Köyü’ne doğru yola düştüm.
Kabak-Alınca arasındaki bu rota çok uzun değil. Belki 1-2 kısa mola vererek yarım günde tamamlanacak bir güzergâh. Ancak oldukça dik. Rotanın büyük bir kısmı vadideki harika çam ve daha yukarılarda sandal ağaçlarının arasından devam ediyor.
Vadiden içerilere doğru giren patika yol bir süre şelaleden gelen derenin yanından devam ettikten sonra 2 km kadar içeride kanyondan ayrılıyor. Sonrasında ormanın içinden düz devam edip dikleşiyor, tırmanarak yürüdüğünüz bir güzergaha dönüşüyor. Yürüyüş boyunca size kelebekler, zaman zaman kaplumbağalar, sincaplar eşlik ediyor. Vadiden yukarıya doğru tırmandıkça her aşamada Kabak Koyu’nun birbirinden harika manzaralarını görebilirsiniz.
Yürürken Manzara Seyretmek mi? Sakın ha!
Manzara demişken, küçük ama önemli bir uyarı yapmadan geçemeyeceğim. Özellikle yürüyüşünüzü benim gibi tek başınıza yapıyorsanız, çok dikkatli olmanız gerekiyor. Manzarayı seyrederek değil, her adımda gözünüzü dört açarak, bastığınız yere bakarak yürümelisiniz. Manzarayı seyredeceğiniz zaman durmalı, hatta mümkünse bir yere dayanmalı, imkan varsa oturmalı, anın, görüntünün, çevrenin tadını çıkartmalı sonra yine önünüze bakarak yürümelisiniz. Küçük bir dikkatsizlik, örneğin bir bilek burkulması size çok pahalıya patlayabilir. Tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamak gerekiyor.
Yorulduğumda manzaranın güzel olduğu bir noktada, durup çantamı indiriyorum. Kamp ocağımı çıkartıp su kaynatıyorum, kahve yapıyorum. Bu manzaraya karşı oturup kahve içmenin hazzı müthiş. Dinlendikten sonra toparlanıp yeniden yola düşüyorum. Bu arada, tabii ki yolda gördüğüm çöpleri, izmaritleri çantamın yanına astığım bir poşete toplayarak.
Önceki etaplara göre yükümü hafifletmiş olmama rağmen tırmanışın dikliği nedeniyle zorlanıyorum. Şelale ve Alınca yolunun ayrıldığı tabeladan Alınca yönüne doğru devam ediyorum. Yolun bu aşamasında kimi yerlerde dağlardan yuvarlanan taşlar, fırtınalarda devrilmiş ağaçlar var. Bunlar bazı kısımları normalde olduklarından daha zor ve tehlikeli hale getirmiş.




Kabak Alınca tırmanışı şimdi başlıyor.
Bu aşamadan itibaren şelale yürüyüşçülerine denk gelme ihtimali de kalmadığı için çok daha dikkatli ilerliyordum. Her sese kulak kesiliyor, her adımımı dikkatli atıyordum. Aranızda doğa yürüyüşünde benden tecrübeli olanlar vardır. O kadar da abartma, altı üstü bir yürüyüş diye düşünebilirsiniz. Açıkçası, doğada tek başına olmak çok keyifli fakat bir o kadar da dikkat gerektiriyor. Karşınıza ne çıkarsa çıksın, kendi başınasınız. Zorluklara göğüs germek ve olası sorunlara çözüm üretmek durumundasınız.
Kabak Alınca tırmanışı sırasında İkinci molayı verdiğim noktada yine çantamı yere indiriyorum. Doğrulurken de yerde bir kol saati görüyorum. Renkli, spor bir model. Demek ki benden önce de başka bir yürüyüşçü burada mola vermiş, belki de çantasını indirirken saatini düşürmüştü. İleride karşılaşacağım yürüyüşçülere sormak üzere saati alıp, çantama koyuyorum. Fakat ilerleyen etaplarda da saatin sahibini bulamıyorum ve daha sonra İstanbul’a döndüğümde anneme Likya Yolu’ndan hediye oluyor o saat.
Biraz dinlendikten sonra yeniden çantamı yüklenip yola devam ediyorum.
Alınca’ya yaklaştığınız aşamada, yola devam etmek istemezseniz durup çadır kurabileceğiniz güzel manzaralı noktalar artıyor. Burada güzel manzaralar eşliğinde kamp yapabilirsiniz. Aklımdan bunlar geçmesine rağmen yola devam ediyorum. Ta ki Alınca girişine varıp Catchy Camping’e ulaşana kadar.
10 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
Yorum gönder