Kısmet Haydi Derse
Benzeri düşünceleri aklımdan geçirdiğim bir gün kalınca bir ağaç dalından yaptığım yürüyüş sopamı yontuyorum. Bir ara Mehmet iki bardak çayla yanıma geliyor. Minderlerden birine oturup sopayı yontmamı izliyor. Bıçağı yanıma bırakıp getirdiği çaydan bir yudum alıyorum.
– Hoş geldin Mehmet. Nasılsın?
– Sağolun Burak Bey, iyiyim. Fakat siz nasılsınız?
– İyi valla, n’olsun. Bi’ yaramazlık yok.
– Kolay gelsin, asa mı yapıyorsunuz?
– Sağol Mehmet. Evet, yolda çok işe yarıyor.
– Fazladan ağırlık olmuyor mu yol boyunca elinizde?
– Elbette sopanın bir ağırlığı var ama yürürken yaslanmaya, bazen destek almaya, hatta kimi zaman kendini korumaya bile yarıyor.
– İyi valla. Bu arada asa yılan gibi olmuş. Elinize sağlık Burak Bey.
Bir yandan sopa üzerinde çalışmaya devam ederken bir yandan da göz ucuyla Mehmet’e bakıp gülüyorum.
– Sağol Mehmet. Beğendiğine sevindim.
– Bu asa herhalde buradaki yürüyüşler için, değil mi? Bir yere gitmiyorsunuz yani?
– Şimdilik evet. Fakat bir zaman sonra o da olacak tabii ki.
– Geçinden olsun bari Burak Bey. Daha ne kadar oldu geleli.
– Eyvallah Mehmet, bakalım. Kısmet haydi derse, yola düşeriz.
– Kısmet haydi derse tabi ama aceleye de gerek yok.
Biraz daha çay içip sopayı yontmaya devam ediyorum. Aklımda önceki konuşmalarımız dönüp duruyor. Ara ara yontmayı bırakıp yaptığım işe bakıyorum. Bir ara duruyorum, Mehmet’e dönüyorum.
– Mehmet, bak ne diycem.
– Buyrun Burak Bey.
– Geçen konuştuklarımızı düşündüm de, bir şey aklıma geldi.
– Ne gibi?
– Buraya gelen misafirlerin çoğu yabancı. Neredeyse hepsi İngilizce konuşuyor. Ama burada İngilizce bilen yok. Ben gidince birisinin onlarla anlaşabiliyor olması lazım, değil mi? En azından sipariş alıp servis yapabilecek kadar. Haksız mıyım?
– Haklısınız tabi de, fakat biz ne yapabiliriz ki? Aydın Bey düşünür herhalde bunu, değil mi?
– Elbette o bir çözüm düşünecektir. Ama benim diyeceğim başka. Burada işine yarayacak kadar olsun İngilizce öğrenmek istemez misin?
– Ben mi? Bu yaştan sonra mı?
– Geçmişe dönemeyeceğimize göre haliyle bu yaştan sonra. Hem ne derler bilirsin: Bir lisan bir insan, iki lisan iki insan.
– Kızmayın ama benden bi’ tane bile bana fazla geliyor Burak Bey. Yani kendime zor katlanıyorum ben.
Karşılıklı güldük. Mehmet’in teklifimi çabuk kabul edeceğini elbette düşünmüyordum.
– Niye kızayım canım. Hem çok büyütme gözünde. Göreceksin bak ne kadar kolay olacak. En azından bir denemek istemez misin? Bak bedava öğretmen ayağına geldi.
– Hadi diyelim istedim. Ama durduk yerde nasıl olacak ki o iş?
– Durduk yerde olmayacak tabi. Çalışacağız. Yani ben sana öğreteceğim.
– Nasıl yapacaksınız Burak Bey? Ders mi yapacağız burada? Fakat ben okuldayken bile ders mers dinlemiyordum. Devamsızlıktan kalmasam sınavlardan kalıyordum. Ortayı ittire ittire zor bitirdim ben.
– Olsun, onun bir önemi yok. O zaman okulu sana sevdirecek bir yol bulamamışlar demek ki. Şimdi belki bunu seversin.
– Olur mu dersiniz Burak Bey?
Bıçağın keskin tarafını katlayıp kapatıyorum. Çaydan bir yudum daha alıyorum. Kısmet haydi derse diyorum.
– Bak şimdi benim telefonda Almanca çalıştığım uygulama var ya Mehmet.
– Aman Allah aşkınıza bana Alman demeyin Burak Bey. Bakın hemen kaşıntı başlıyor bende.
– Yok yok, bu işin Almanlarla bir alâkası yok. Hem boş ver onları.
– Verebilsem, veremiyorum ki. Ha bire geliyorlar.
– Allah Allah. Yok Yahu. Sen istediğine inan tabi ama bana kalırsa Almanların buraya gelmesinin seninle alâkasız bir sürü sebebi olabilir. Ki bence zaten öyle.
– Yapmayın Burak Bey, anlattım ya ben size. İnanmıyor musunuz siz bana?
– Tamam, tamam. Anlattın, inanıyorum tabi. Sadece hayatta her şey göründüğü gibi olmayabilir, onu diyorum. O konuyu şimdilik geçebilir miyiz? İngilizce’ye gelelim biz.
– Gelelim. Ama nasıl gelicez?
– Öncelikle bu dil öğrenme uygulamasından senin telefonuna da kuracağız. O uygulama çok yardımcı olacak bize. Uygulamada her gün çalışacağın bölümleri göstereceğim ben sana.
– Fakat sıkılmayayım Burak Bey?
– E, bir zahmet hemen sıkılma Mehmet.
– Yani. Peki tamam. Başka?
– O uygulamadaki bölümlere ek olarak ben her gün sana egzersizler vereceğim. Gün boyunca her boş kaldığında onları yapacaksın.
– Egzersiz nereden çıktı şimdi? Valla yanlış anlamayın ama ben öyle sizin gibi şort giyip egzersiz falan yapamam. Alaya alır herkes beni.
– Yok yahu. Keşke spor da yapsan tabi ama o ayrı. Egzersiz dediğim İngilizce çalışma yine. Ders yani. Telefondaki uygulamadan ayrı sadece. Gün içinde burada pratik olarak kullanacağın kelimeleri öğreteceğim ben sana.
– Öyle diyorsanız öyle olsun madem.
– Olsun. Hatta anlaştığımıza göre o zaman hayırlı olsun. Benim gitme zamanım gelene kadar ilerleyebildiğimiz kadar yol alacağız böyle. Dersler yarın sabah başlıyor Mehmet.
– Hadi hayırlı olsun madem Burak Bey.
O sırada bahçeye giren turistleri başımla işaret ettim. Kısmet haydi derse Mehmet!
– Bak misafir var bu arada. İlgilenelim mi?
– Tabii ki Burak Bey.
– İlk iki kelime: Hello. Welcome.
– Hello. Welcome. Hello. Welcome. Hello. Welcome…
Mehmet kalktı, önce kelimeleri tekrar ede ede restorana doğru ilerledi. Sonrasında turistlerin yanından geçerken gülümsedi.
– Hello. Welcome.
Ardından ben de turistleri karşılayıp çardaklardan birine yönlendirdim.
12 Şubat 2026, Burak Süalp©
Yorum gönder