Kitaplara Veda
Haziran 2017 | Yola çıkmadan önce İstanbul’da bir kaç hafta daha vakit geçirdim. Yüklerimden arınmış olmanın rahatlığıyla şehrin bende iz bırakan, anılarımın olduğu, özleyeceğimi düşündüğüm köşelerine gittim. Seyrettim, dinledim, hatırladım, güldüm. Her gün farklı arkadaşlarımla görüştüm, kimilerinin evinde kaldım.
O güne kadar üç ayrı şehirde onlarca semtte, haliyle bir o kadar farklı evde oturmuştum. Her bir semtte de gidip sadece bir evde oturduğumu düşünmeyin. Nihai olarak bırakıp çıktığım ev son beş senede yerleşik olarak yaşadığım yedinci evimdi. Sadece Cihangir’de bile dört ayrı sokakta farklı evlerde hayatım oldu. Aşağıdaki fotoğraflar da orada oturduğum ilk apartmanın koridorlarından. Apartmanın içini gördüğümde evi tutmaya karar vermiştim.






Haliyle benim için taşınma dönemleri de hep keyifliydi. Her seferinde koliler toplar, eşyalarımı eler, gereksiz olanları satarak, hediye ederek ya da ihtiyacı olanlara dağıtarak eksiltirdim. Sağlam mukavva kolilere, ayakkabı kutularına dayanamazdım. Kaldırımda falan gördüğümde alır eve getirirdim. İllâ ki bir gün taşınıcam, sağlam koli lazım olur. Plakhane Deniz öyle yapıyor hâlâ, onu görünce eski halimi hatırlıyor çok gülüyorum. Sağlam kolileri hâlâ seviyorum ama yeni yaşam biçimimle koli bağımlılığımdan kurtuldum, az şey mi?
O güne kadar, ihtiyacım olmayan eşyalarla vedalaştıktan sonra taşındığım ev benim için hep yeni bir maceranın başlangıcı oldu. Önce boyanacak sonra süslenecek yeni duvarlar, eski eşyalarımla da olsa tasarlanacak yeni odalarım oldu. Tanışılacak komşular, berber, bakkal, manav artık yeni hikayede kimler varsa.
Bu arada, yeni bir semte taşındıysam ilk iş berbere giderim. Berberler herkesi tanır. Siz berbere gittikten bir süre sonra da herkes sizi tanır.
Yalnız benim bu taşınmalarımdan en çok kitaplarım muzdaripti. On yıllardır birikmiş, babamdan bana devrolmuş romanlar, hikaye kitapları, hepsi bir bir kolileniyor, taşınıyor, raflara diziliyor, bir sene sonra tekrar aynı kaderi yaşıyorlardı. Eşyalar azalıyor ama her taşınma döneminde kitaplar artıyordu. 2012 yılında Kadıköy’den Cihangir’e taşınmaya karar verdiğimde, sanırım zamanı gelmiş ki o konu da çözüldü.
Kitaplara Veda
Henüz bir sene önce Devrimden Sonra filmini çeken sevgili yönetmen arkadaşım Mustafa Kenan Aybastı, aynı yıl Bağımsız Sinemacılar Merkezi’nin (BSM) kurulmasına da ön ayak olmuştu. Cihangir’e taşınmadan birkaç gün önce, birlikte rakı içerken bahsettiğim biriken kitaplar sorunuma harika bir çözüm önerisi getirdi.

“Yazık bu kitaplara, seninle birlikte evden eve sefil oluyorlar. BSM’ye bağışla hem merkezin bir kütüphanesi olsun hem de kitaplar senden kurtulsun.”
Buna o gece çok güldük ama gerçekten mantıklıydı. Hemen ertesi gün bir araç ayarladı, canımın içi kitaplar benden kurtuldu. Çok okuyanları olmuştur ve hâlâ oluyordur umarım.
Kitaplara veda demenin zamanı gelmişti ama sonrasında okumayı bırakmadım elbette. Kitaplara sahip olmayı bıraktım. Bana misafir olan ve biten kitabı hediye etmeyi öğrendim. Artık kitaplar da, ben de, yeni sahipleri de daha mutlu oluyoruz.
Yeni hayatıma başlarken beni bu kadar heyecanlandıran belki de içimdeki gizli göçebenin artık saklanma ihtiyacı duymadan ortaya çıkıp hayatımın kontrolünü ele almasıydı.
Tony Gatlif’in filmlerini sever misiniz? Beni hep çok etkilediler. Mesela bir grup çingenenin Hindistan’dan başlayan ve uzun bir yolculuk sonunda Avrupa’ya ulaşan yolculuklarını anlattığı Latcho Drom harikadır. Bilinmeyen bir şarkıcıyı bulmak için Romanya’ya seyahat eden Stephane’ın o yolculukta aşkı bulduğu film, Gadyo Dilo müthiştir. Bunlar beni baştan çıkartan ve belki de doğru yola sokan filmler.
Zaten her yolculuk bir aşk ihtimali taşımaz mı?
Yeni bir yolculuğa çıkmanın arifesindeydim. Ama yeni hayatımın bu ilk yolculuğunun, aynı zamanda geleceği birlikte planladığımız kız arkadaşımla son yolcuğumuz olacağını hiç düşünmemiştim. Dedim ya, o kök salmaya karar verdi, ben kanatlanmaya.
Aslında o ağaç olmak özlemindeymiş, ben kuş.
1 Şubat 2026, Burak Süalp©
Bu yazının ilk sürümü 2020 yılında Sen ve Ben Dergi’de yayınlanmıştır.
Yorum gönder